MAKSİMUM-1
MAKSİMUM-2
PROF. DR. F. PERVİN BİLİR
Köşe Yazarı
PROF. DR. F. PERVİN BİLİR
 

Farklı bir bakış…

Yeşil Sahadaki Diplomasi: 2026 Dünya Kupası başlıklı yazdığım yazı üzerine bir değerlendirme yapan doktora öğrencim Fahri Eryıldız’ın yazısını paylaşmak isterim. Bir atasözü olan “Boynuz kulağı geçer” misali ile farklı açıdan yazıyı değerlendirdiği için kendisine çok teşekkür ediyorum. “Doktora öğrencisi olduğum Prof. Dr. Fatma Pervin Bilir Hocamın kaleme aldığı “Yeşil Sahadaki Diplomasi: 2026 Dünya Kupası” başlıklı yazıyı okuduktan sonra, sporun küresel güç unsuru olma meselesini ele aldığı konuları bir de ben kendi açımdan değerlendirmek istedim. Dolayısıyla bu yazı, bir nevi usta ile çırak arasındaki fikir farklılıklarını yansıtması açısından farklı bir çalışma, bir anı olarak da değerlendirilebilir. Takım sayısının artmasının kültürel buluşma, ulusal kimliklerin görünürlüğünün artması, ulusal imaj çalışmaları gibi konulara olumlu bir etkisi olduğu yadsınamaz bir gerçek. Hatta söz konusu takım artışı nedeniyle amatör bir ruhla sonuna kadar mücadele eden Yeşil Burun Adaları gibi ikonik performanslara da şahit olduk. Ancak söz konusu sayısal artışın aynı zamanda FIFA içindeki seçimlere, değişikliklere ve benzeri şekillerdeki konulardaki oy kullanımına yönelik bir lobi faaliyeti olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Futbolda oyun kurallarının değişimi için Uluslararası Futbol Birliği Kurulu'nun (International Football Association Board IFAB) oy dağılımı, yüksek lisans tezimde de belirttiğim üzere; İngiltere, İskoçya, Galler, İrlanda ulusal futbol federasyonları olarak dört ülkenin birer oy hakkı bulunduğu, FIFA’nın ise üyesi bulunan tüm ülkeleri temsil edecek oranda dört oy hakkına sahip olduğu ve ayrıca. Ayrıca oylamalarda toplam sekiz oyun altısı ile değişiklikler yapılabildiği (The International Football Association Board. Oyun Kuralları 2019/2020)  görülmektedir. Bu da FIFA’nın kendi başına kural değişikliği yapamayacağını, yani IFAB’ın, FIFA’nın uluslararası bir güç olarak kuralları dikte etmesini önleyecek bir iç denetime sahip olduğunu göstermektedir ki FIFA’nın karşısındaki tarafın Büyük Britanya öncülüğünde Avrupa olduğunu söylemek yanlış olmaz. Futbolun Avrupa merkezli yapısına karşın kendi iktidar alanını genişletmek isteyen FIFA üst yönetimi, çareyi farklı alanlarda aramaktadır. Bunlardan biri, takım sayısını arttırmaktır. Özellikle maddi sıkıntılar yaşayan ve FIFA’nın maddi desteği ile futbol iklimlerini şekillendiren ülkelerin genel kuruldaki ve seçimlerdeki oylarını yatırım, hayırseverlik, görünürlük gibi çeşitli faaliyetlerle yönlendirmek isteği ve niyeti vardır. Demokratik anlamda, Avrupa merkezli karar alma mekanizmalarının küresel bir yapıya içine oturtulmak istenmesi doğru bir politika gibi gözükse de Amerikan Başkanından gelen telefonla ceza ertelemesi, Somalili bir hakemin Amerika’ya girişinin engellenmesi, İran Milli Takımının kupa öncesi ve kupa sürecinde maruz kaldığı sözlü ve fiziksel ötekileştirme çabaları gibi olaylar, kafalarda en azından benim kafamda soru işaretlerine yol açmaktadır. Akabinde gerçekleşen FIFA tarafından üretilen Dünya Kupası’nın bir kısmının satılması fikri ile UEFA’nın boykot çağrısı da bu çatışmanın boyutunu gösterir niteliktedir. Geçen gün dinlediğim bir youtube programındaki iki önemli spor gazetecisinin, FIFA Başkanı için dile getirdiği, söz konusu satıştan gelecek parayla diğer ülkelere yapılacak yatırım ve destek miktarlarını arttıracağı, küçük bir detay olarak da FIFA’dan aldığı 6 milyon dolar civarındaki gelirinin 30 milyon dolar seviyesine getirileceği iddiası (Bunun ne kadar doğru olduğunu bilemeyeceğim). FIFA genel merkezinin İsviçre olmasına rağmen, FIFA Başkanı’nın Katar’a yerleşmiş olması ve işlerini Katar’dan yürütüyor olması, devre arasındaki su molası görünümlü reklam molaları. Küresel güç unsuru olmak, diplomasi, barış, ortak ekonomik çıkarlar spor adına iyi, güzel, hoş da başta Yeşil Burun Adalarının sergilediği amatör ruhun kaybolması, sporun ortak çıkarlardan ziyade kişisel çıkarlar için bir araç haline gelmesi, ötekileştirmenin daha sinsi ve şeytani yollarına alet edilmesi gibi zaten var olan şeylerin egemen kültür haline gelmesinden endişeliyim”
Ekleme Tarihi: 30 Ağustos 2026 -Pazar

Farklı bir bakış…

Yeşil Sahadaki Diplomasi: 2026 Dünya Kupası başlıklı yazdığım yazı üzerine bir değerlendirme yapan doktora öğrencim Fahri Eryıldız’ın yazısını paylaşmak isterim. Bir atasözü olan “Boynuz kulağı geçer” misali ile farklı açıdan yazıyı değerlendirdiği için kendisine çok teşekkür ediyorum.

“Doktora öğrencisi olduğum Prof. Dr. Fatma Pervin Bilir Hocamın kaleme aldığı “Yeşil Sahadaki Diplomasi: 2026 Dünya Kupası” başlıklı yazıyı okuduktan sonra, sporun küresel güç unsuru olma meselesini ele aldığı konuları bir de ben kendi açımdan değerlendirmek istedim. Dolayısıyla bu yazı, bir nevi usta ile çırak arasındaki fikir farklılıklarını yansıtması açısından farklı bir çalışma, bir anı olarak da değerlendirilebilir.

Takım sayısının artmasının kültürel buluşma, ulusal kimliklerin görünürlüğünün artması, ulusal imaj çalışmaları gibi konulara olumlu bir etkisi olduğu yadsınamaz bir gerçek. Hatta söz konusu takım artışı nedeniyle amatör bir ruhla sonuna kadar mücadele eden Yeşil Burun Adaları gibi ikonik performanslara da şahit olduk. Ancak söz konusu sayısal artışın aynı zamanda FIFA içindeki seçimlere, değişikliklere ve benzeri şekillerdeki konulardaki oy kullanımına yönelik bir lobi faaliyeti olduğu da gözden kaçırılmamalıdır.

Futbolda oyun kurallarının değişimi için Uluslararası Futbol Birliği Kurulu'nun (International Football Association Board IFAB) oy dağılımı, yüksek lisans tezimde de belirttiğim üzere; İngiltere, İskoçya, Galler, İrlanda ulusal futbol federasyonları olarak dört ülkenin birer oy hakkı bulunduğu, FIFA’nın ise üyesi bulunan tüm ülkeleri temsil edecek oranda dört oy hakkına sahip olduğu ve ayrıca. Ayrıca oylamalarda toplam sekiz oyun altısı ile değişiklikler yapılabildiği (The International Football Association Board. Oyun Kuralları 2019/2020)  görülmektedir. Bu da FIFA’nın kendi başına kural değişikliği yapamayacağını, yani IFAB’ın, FIFA’nın uluslararası bir güç olarak kuralları dikte etmesini önleyecek bir iç denetime sahip olduğunu göstermektedir ki FIFA’nın karşısındaki tarafın Büyük Britanya öncülüğünde Avrupa olduğunu söylemek yanlış olmaz. Futbolun Avrupa merkezli yapısına karşın kendi iktidar alanını genişletmek isteyen FIFA üst yönetimi, çareyi farklı alanlarda aramaktadır. Bunlardan biri, takım sayısını arttırmaktır. Özellikle maddi sıkıntılar yaşayan ve FIFA’nın maddi desteği ile futbol iklimlerini şekillendiren ülkelerin genel kuruldaki ve seçimlerdeki oylarını yatırım, hayırseverlik, görünürlük gibi çeşitli faaliyetlerle yönlendirmek isteği ve niyeti vardır. Demokratik anlamda, Avrupa merkezli karar alma mekanizmalarının küresel bir yapıya içine oturtulmak istenmesi doğru bir politika gibi gözükse de Amerikan Başkanından gelen telefonla ceza ertelemesi, Somalili bir hakemin Amerika’ya girişinin engellenmesi, İran Milli Takımının kupa öncesi ve kupa sürecinde maruz kaldığı sözlü ve fiziksel ötekileştirme çabaları gibi olaylar, kafalarda en azından benim kafamda soru işaretlerine yol açmaktadır.

Akabinde gerçekleşen FIFA tarafından üretilen Dünya Kupası’nın bir kısmının satılması fikri ile UEFA’nın boykot çağrısı da bu çatışmanın boyutunu gösterir niteliktedir. Geçen gün dinlediğim bir youtube programındaki iki önemli spor gazetecisinin, FIFA Başkanı için dile getirdiği, söz konusu satıştan gelecek parayla diğer ülkelere yapılacak yatırım ve destek miktarlarını arttıracağı, küçük bir detay olarak da FIFA’dan aldığı 6 milyon dolar civarındaki gelirinin 30 milyon dolar seviyesine getirileceği iddiası (Bunun ne kadar doğru olduğunu bilemeyeceğim). FIFA genel merkezinin İsviçre olmasına rağmen, FIFA Başkanı’nın Katar’a yerleşmiş olması ve işlerini Katar’dan yürütüyor olması, devre arasındaki su molası görünümlü reklam molaları.

Küresel güç unsuru olmak, diplomasi, barış, ortak ekonomik çıkarlar spor adına iyi, güzel, hoş da başta Yeşil Burun Adalarının sergilediği amatör ruhun kaybolması, sporun ortak çıkarlardan ziyade kişisel çıkarlar için bir araç haline gelmesi, ötekileştirmenin daha sinsi ve şeytani yollarına alet edilmesi gibi zaten var olan şeylerin egemen kültür haline gelmesinden endişeliyim”

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sporbox.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.